Burdasın
Ev > Son Nebi'nin Hikayesi > 7. EBUTALİP : Merhametli Bir Amca

7. EBUTALİP : Merhametli Bir Amca

Yüce Peygamberimizin sekiz yaşından, yirmi beş yaşına kadar olan dönemine, “Gençlik Dönemi” diyor büyükler ve önemsiyorlar. Bu dönemini Kutlu Çocuk, amcası Ebu Talib’in yanında geçiriyor. Huzurlu ve hayatından son derece memnun…

Ebu Talib, Gül Yüzlünün amcalarından biri. Dedik ya daha önce, amcalar içinde en merhametlisi. Etrafı onu, iyiliksever bir kişi olarak tanımaktaydı. Pek zengin sayılmazdı haddizatında. Ama dürüst kişiliği nedeniyle herkesten saygı görmekteydi. Dolayısıyla onun, kutlu yeğeni de seviliyordu halk arasında. Ve tabi amcası Ebu Talib de farklı bir enerji yaymakta olan bu güzel yüzlü yeğenine farklı bir gözle bakmaktaydı. Belki, çocuklarından daha fazla düşkündü ona. Bu yüzden Onu, hiç yanından ayırmıyordu. Çıktığı yolculuklarda bile yanındaydı O. Nereye giderse gitsin, beraberinde götürüyordu.

Peki nereye gidiyordu ki Ebu Talip? Pek çok Mekkeli gibi o da bir tüccardı aslında. Kervanı yoktu lakin kervanlarda devesi vardı; kervancılar yanında, saygın bir yeri vardı. Şehirden kalkan kervanlara iştirak eder, Suriye’ye kadar gider; ticaret ederdi.

***

İşte, bu sebeple Kutlu Peygamberimiz, ilk yolculuğunu Suriye’nin Şam şehrine yapmıştı. Bir çoğu ticaretle uğraşan Mekkeli kent tüccarları, çocuklarını da küçük yaştan başlayarak alım satım işlerine alıştırırlardı. Ticarete yatkınlık gösteren yetenekli çocuklar, aile büyüklerinin gözetiminde kervanlara katılırdı. Bu kervanlarla birlikte yazın kuzeye, kışın güneye yolculuk ederlerdi. Kuzey’de Suriye, güneyde Yemen vardı.

Diğer tacirler gibi Ebu Talib de bazen Suriye’e, bazen Yemen’e doğru yolculuklara çıkar; ticaret yapardı. Yine böyle bir zamanda… Ebu Talib’in Şam’a yapacağı bir yolculuk öncesiydi… Kutlu çocuğa, amcasından ayrılmak zor gelmişti. Ondan, kendisini de yanında götürmesini istedi. Ebu Talib yeğenini kıramadı. Çünkü ona da Kutlu Çocuktan ayrılmak zor geliyordu. Bu nedenle amca yeğen, son seferlerine beraber çıktılar. Bu sırada Sevgili Peygamberimiz, henüz on iki yaşındaydı. Mekke ile Suriye arası, haftalar alan bir yolculuğu gerekli kılıyordu. Bu sebeple kona göçe yol almaktaydı Mekke Kervanı. Bazen köylerde, bazen kasabalarda geceliyorlardı Mekke Tüccarları.

Bu mola yerlerinden biri de yol üzerinde kurulu küçük bir kasabaydı. Burasının adı Busra idi. Halkı Hıristiyan olan Busra, Mekke kervancılarının yakından tanıdığı bir yerdi. Her geliş ve gidişlerinde mutlaka uğrarlardı Busra’ya deveciler. Yolculuk sırasında kasabalarında konaklayan deve kervanlarını ve kervancıları yakından tanırlardı kasabalılar. Hatta bazı ihtiyaçlarını da bu kervanlardan karşıladıkları vakiydi.

Busra kasabasında, bir manastır bulunmaktaydı. İsevi keşişlerin yaşadığı, bir inanç mekanı olan Busra Manastırı, çevredeki kilise ve manastırların en eskilerinden biriydi. Bu yüzden kütüphanesi zengin; keşişleri, kadim bilgilere sahiplerdi. Bahira adında bir din adamı da vardı manastırda. Hatta Bahira, manastırın en kıdemli rahibi sayılıyordu. Bu sebeple, derin bir bilginin de sahibiydi aynı zamanda. Kadim el yazmaları arasında okumadığı yok gibiydi. Yaşlı Bahira, kasabaya uğrayan kervanlarla pek ilgilenmezdi. Lakin ilgisiz gibi görünse de her geçen kervanı, uzaktan göz hapsine aldığı ve bakışlarıyla takip ettiği de söyleniyordu. Onun, ilgisiz gibi duran bu garip ilgisinin nedenini bilen kimse yoktu. Ta son kervan gelene kadar…

Günlerden o gün yani son kervanın, Busra arazisine girdiği zaman… Tabii ki Yüce Peygamberimizin de içinde bulunduğu o son kervan da Busra’ya uğradığın da garip bir şey olacaktı. Nedense o gün Rahip Bahira, çok heyecanlıydı. O heyecanıyla kasabaya çıktı. Tozlu yollardan, hızlı adımlarla geçti. Ve son kervanı, ta kasabanın girişinde karşıladı. Kervandakilere özel ilgi gösterdi. Hatta onları manastıra, onurlarına vereceği ziyafete davet etti. Bu özel ilgi ve davet karşısında herkes şaşırmıştı ama kimse reddetmedi daveti.
O zamanın dünyasında, insanlığı aydınlatmaya yeni bir peygamberin geleceği biliniyordu. Hatta Onun, bazı özellikleri, eski dini kitaplarında kayıtlıydı. Bu nedenle eski kaynakları tarayan kimi bilginler, Son Peygamberin özelliklerini, önceden biliyorlardı.

Rahip Bahira da kendi inancının kutsal kitabında Son Peygamberle ilgili bilgilere ulaşmıştı. Bu nedenle izliyordu Busra’ya girip çıkan kervanları. Lakin şimdiye kadar, “Son Tanıdık”a rastlayamamıştı. Ancak ümitvârdı. Mutlaka, karşılaşacaktı Onunla.

Mekke’den gelen son kervanda bulunan bir çocuk, dikkatini çekmişti Busra’nın. Onun, sözü edilen son peygamber olabileceğini ilk bakışta sezdi.

Bilge rahip Bahira, ilgisini çeken o çocukla ilgilendi. Hatta kendisiyle uzun uzun konuştu. Kalbi mutmain olsun diye Ona, birtakım sorular sordu. Aldığı cevaplar aklından geçenleri doğruluyordu. Evet, bu küçük, “O Büyük”tü.

Bu hakikati anladığında Bahira’nın heyecanı yüzüne vurmuştu. Kendi kendine; “Şam kentine yapılacak yolculuk, bu çocuk için tehlikeli olabilir.” diye düşündü. Zira orada, Yahudi din adamları, ileri gelenleri ve müneccimleri de yaşamaktaydı. Dolayısıyla Bahira’nın sahip olduğu bilginin kat be kat fazlası onlarda da vardı. Ve onlar da bekliyorlardı “Son Nebiyi.” Bugün yarın mesabesinde… Ancak bir farkla onların beklediği “Nebi” illa kendi uluslarından olmalıydı.

Heyecanını bir türlü yatıştıramayan Bilge Bahira, konuştuğu çocuğun vasisinin Ebu Talib olduğunu öğrenince onu, bir kenara çekip; “Sanırım bu çocuk, kutsal kitaplarda sözü edilen son peygamber olacak…” dedi. “Zira Ona ait pek çok hususiyeti üzerinde taşıyor. Tanıdım Onu! Benim gibi Şam’daki bir takım insanlar da tanıyabilirler Onu. Eğer tanırlarsa istikbalin Son Nebisine, bir kötülük edeceklerinden korkarım. En iyisi siz, bu çocuğu oraya götürmeyin. Geri dönün!”

Bu uyarı üzerine Ebu Talib, bir süre düşündü. Yaşlı Rahibin dediklerine aklı yatmıştı. Çünkü kendisi de yeğeninin, farklı bir kişiliğe sahip olduğunu seziyor lakin bir türlü adını koyamıyordu. Şimdi taşlar yerine oturmuştu.

Ve kararını verdi Ebu Talip; Şam’a gitmekten vazgeçti. Alışverişini Busra kasabasında tamamladıktan sonra kervandan ayrıldı. Geldiği yoldan geri döndü.

Yüce Peygamberimizin, bir başka uluslar arası yolculuğu daha olmuştu. Bu yolculuk, kuzeye değil güneye idi. Böylece Mekke’nin güneyinde yer alan bir başka ülkeye yani Yemen’e de düştü Onun mübarek ayak izleri toprağa… Bu sefer esnasında on yedi yaşındaydı. Yolculuk sırasında yanında, amcalarından birkaçı da yanındaydı. Şükür, Onu tanıyan biri çıkmadı bu seferde. Mekke Kervanı, gidilen yerde kârlı bir alışveriş yaptıktan sonra sağ salim geri döndü.
***

Bir Cevap Yazın

Top